Çoğu ziyaretçi travertenlere gelir, beyaz teraslarda fotoğrafını çeker ve döner. Oysa biletiniz sizi aynı zamanda Roma dünyasının en büyük kaplıca kentlerinden birine sokar — üstelik kapının hemen arkasındadır.

Hierapolis "kutsal kent" demektir. MÖ 2. yüzyılda Bergama Kralı II. Eumenes tarafından kurulmuş, termal suyu yüzünden Roma'nın dört bir yanından hasta ve yorgun insanları çekmiştir. Bugün gezdiğimiz caddeler, hamamlar ve tiyatro; iki bin yıl önce bir sağlık turizmi merkezinin sokaklarıydı. Yani Pamukkale'ye şifa için gelen ilk turist siz değilsiniz — yaklaşık iki bin yıl geç kaldınız.

Tiyatro: 12 bin kişilik bir alkış

Kentin en iyi korunmuş yapısı, yamaca oturtulmuş görkemli tiyatrodur. Sahne binasının kabartmaları — Apollon, Artemis ve Dionysos şölenleri — yerinde durur; bu, Anadolu'daki tiyatrolar için son derece nadirdir. En üst basamağa oturup vadiye baktığınızda, seyircilerin oyun arasında neden buraya tırmandığını anlarsınız.

Nekropol: ölülerin şehri

Kuzey kapısının dışında, iki kilometre boyunca uzanan mezarlık Anadolu'nun en büyüğüdür. Lahitler, tümülüsler ve ev biçimli mezarlar iç içedir; çünkü şifa bulmaya gelenlerin bir kısmı burada kalmıştır. Turlarımda en çok soru bu yolda gelir — ölümle bu kadar iç içe bir kentin nasıl bu kadar huzurlu görünebildiğini herkes merak eder.

Antik havuz: sütunların arasında yüzmek

Depremle devrilen mermer sütunların içine kurulmuş termal havuz, muhtemelen dünyada başka örneği olmayan bir deneyimdir. Girişi ayrı ücretlidir ve yaz aylarında öğle saatlerinde çok kalabalıktır — turlarımda havuzu ya sabah ilk iş ya da gün sonuna koyarım.

Martyrion'a, yani Aziz Philippus'un anıt mezarına giden yokuşu ise gücü olanlara saklıyorum: tepeden kentin tamamını ve travertenlerin beyaz şeridini tek karede görürsünüz.